Anti-Aging

hücre ve yaşlanma






All figures shown in £'s


 


HÜCRE VE YASLANMA


 


 


 


 
HÜCRE PLAZMA ZARI
IÇI LIPID DOLU NÜKLEER ZAR





 
MITOKONDRIA
DNA


 


SITOSOL(HÜCRE ÇEKIRDEGI)


 
Küçük moleküler
 


 
mesajci
 


 
proteinler
 


 


 


 


 


 


 
Hücre plazma zari hormon ve nöro iletici reseptörler ile kaplidir.
 


 
Mitokondriya yiyeceklerin temel kimyasal yapilarina ayristirildigi ve bu kimyasallarin oksijen ile
 


 
birlestirilerek su ve enerji üretilen merkezlerdir. Burada problem üretilen enerjinin % 5 inin reaktif
 


 
oksijen türlerine yani serbest radikallere dönüsmesidir.
 


 


 
Oksijenden gelen bu zararlara karsi diyetlerimizden saglanan anti - oksidandenilen savunma sistemleri
 


 
ile korunuruz. Vit - E, Vit - ß Karotengibi pek çok çesit antioksidan vardir.
 


 


 
Bundan baska vücudumuz andojen anti - oksidan sistemleri yaratmistir. Bunlar enzim sistemleri ve
 


 
serbest radikalleri durduran glutasyon aminoasitleridir. Glütasyon üç aminoasitten olusmaktadir.
 


 


 
Hücre plazma zari düzgün islev görebilmek için sivi kalmak zorundadir. Yaslandikça zar sertlesir ve
 


 
akiciligini kaybeder. Bunun sonucunda besleyici maddeler hücreye nüfuz edemedikleri gibi
 


 
hücrede olusan atiklarda atilamaz ve DNA ya da RNA yi üretemez haline gelinceye kadar enzim
 


 
sistemlerimizi yavaslatir. Yine zar siviligini kaybettiginde hormon ve nöro iletici reseptörler
 


 
çalisamaz ki bu da, hücrenin yaslanma süreci baslamis demektir.
 


 


 
Antioksidanlardan beklenenler nelerdir. Hücre lipid zari iki adet fosfolipid tabakadan olusan yagli bir
 


 
çerçevedir. Dolayisiyla antioksidanlarin bu yagli kabuga nüfuz edebilmeleri için yagda çözünebilir
 


 
olmalari gerekli ilk sarttir. Ikinci aranan özellik ise korunmanin gerektigi bölgelere gidebilmeli, oraya
 


 
ulasabilmelidirler. Daha sonrada serbest radikalleri hücreye zarar vermeden yakalayabilmeli, yani
 


 
dokularin moleküllerine göre daha aktif olmali, yani onlarla daha kolay reaksiyona girmelidirler.
 


 


 
Hücre plazma zari iki katmanli olup yapisal olarak bir fosfolipittir.Kuyruk kismi içe yani yagli kisma
 


 
yönelik, fosfat kismi da yani bas kismi diyebilecegimiz tarafi da suya yönelik olup disa dönüktür.
 


 
U.V isinlarinca olusturulan serbest radikaller kararsiz yapilar olup çok kisa bir an yasadiklarindan
 


 
direk olarak çok fazla bir hasar yaratamazlar ancak fosfolipidleriyapisal bir parçalanmaya götürecek
 


 
sekilde tetiklerlerve neticede arachidic asitdenilen bir yag asidive okside olmus bir takim yaglar
 


 
olusur. Buokside yaglarin bir kismidatoksik yapida,aldehit denen bir kisim kimyasallara parçalanir
 


 
ki bunlar hücre içine akarak, hücre içine ve DNA ya zarar verir, iltihaplanmalara neden olurlar.
 


 


 
Hücre zarinda hücrenin diger bölgelerine göre 8 kat daha fazla oksijen vardir ve bu yüzden serbest
 


 
radikal üremesi açisindan çok elverisli bir ortamdir. Bu bozulma ürünleri vücuttaki bazi önemli
 


 
kimyasallari taklit ederek onlarin islevlerini görebilir. Örnegin okside yag ve platelet gibi.
 


 
Aktivasyon Faktörüdenen ve iltihaplanmayi kontrol eden bu faktörün baglanacagi reseptöre
 


 
baglanarak vücudu aldatir ve bir iltihap seli yaratarak kan hücrelerine ve kirmizi kan damarlarina
 


 
zarar verir ve hayati tehlikesi olan damar tikanma riskleri ile karsi karsiya kalabiliriz. Hücre plazma
 


 
zari, kendisine serbest radikal saldirisi oldugunda arachidic asit salgilar ve o da prostaglandin
 


 
benzeri iltihabi kimyasallara dönüsür.
 


 


 
Arachidic asit, fosfolipitlerin serbest radikallerce parçalanarak üretilmesi durumunda mitokondriayi
 


 
istila eder ve metabolizmayi bozar. Yiyeceklerimizi enerjiye dönüstürmek yerine enerjiyi ( ATP
 


 
Formu dedigimiz hücrelerde enerji saglayici bir yüksek enerji fosfati halinde) kontrolsüz bir sekilde
 


 
saliverir. Neticede daha fazla serbest radikal olusarak sistem bir kisir döngüye girer ve mitokondria
 


 
zarar görerek cildimiz yaslanir. Bu kisir döngüde arachidic asit, enzim sistemleri sayesinde
 


 
prostaglandidler, leukotrienler ve hetes dahil bir çok iltihabi kimyasala okside edilir. Bu iltihaplanma
 


 
yanlisi kimyasallar hücre içinde büyük miktarda zarara yol açarlar.
 


 


 
Hücre, hayatta kalma faktörüdiye adlandirilabilecek kendi kendini savunma sistemine sahiptir.
 


 
Antioksidanlar serbest radikaller (oksidanlar) e karsi savunmalardir. Bu oksidanlarin antioksidanlara
 


 
oranina redoks düzeyi denir. Redoks duyarli göstergeler bu düzeyi izler ve hücre savunma sistemi
 


 
buna karsilik verir. Neticede, glütasyon, üç amino asitten olusan tripeptid, harekete geçer.
 


 
Glütasyon serbest radikallere ve oksidatif baskiya karsi hücrede önemli bir savunma olup kimyasal
 


 
dengeyi düzenler. Ancak çabuk tüketilir ve düzeyi düser. Iste bu düsük glütasyon düzeyi , kronik ve
 


 
akut iltihabi durumlarin bir göstergesidir.
 


 


KIRISIKLIGIN OLUSUMU
Hücrenin içi; çekirdegi, DNA yi, transcription faktörlerini barindiran jelatinimsi bir yapi ile doludur.
 


 
Bu proteinler çekirdege gidip DNA' yi, RNA üretmek üzere uyaran ve hücre fonksiyonlari için
 


 
önemli proteinler yapan küçük moleküler mesajcilardir. Önemli iki tane transcription faktörü nükleer
 


 
faktör kappa - B (NF - kB) ve Aktivatör Protein - 1 (AP - 1) dir. Bunlar, serbest radikaller hücrenin redoks
 


 
düzeyi degisip savunma sistemini zaafa ugratana kadar aktif degildirler. Oksidatif baski ortaya
 


 
çikinca harekete geçer ve NF - kB çekirdege göç ederek DNA'ya baglanir. Neticede hücresel
 


 
dünyanin seri katilleri denen sitokinler üretilir. AP - 1 de çekirdege göç eder ve kolajen tüketen
 


 
kolejenaz enzimi üretimine sebep olur. Sonuçta cildimizin büyük çogunlugunu olusturan kolajen
 


 
tüketildiginden ciltte kirisikliklara neden olan mikro izler olusur.
 


 


ANTI - ILTIHAPSAL
YIYECEKLER
Vücudumuz düzenli bir sekilde, yüksek kaliteli proteine ve dogru yaglara ihtiyaç duyar. Yeterli yüksek
 


 
kalitede protein alinmazsa hücreler bozulmaya basladigi gibi vücudun onlari onarmasinda da
 


 
yetersiz kalinir. Gereksiz sekilde vücut zarar görmeye baslar.
 


 


 
Vücut, hücrelerin fonksiyonlarini yerine getirebilmeleri için temel yag asitlerini düzenli sekilde almalidir.
 


 
Bu da faydali yaglari yiyerek olur. Eger bunlari alamazsak vücut tüketilen yaglari yakamaz ve
 


 
metabolize edemez. O zaman bu yaglar kalça, kol, baldir ve karinda birikmeye baslar.
 


 


 
Vücutta ihtiyaç duyulmayan seyler seker - pirinç - makarna ve patates gibi yüksek glisemik indeksli
 


 
karbonhidratlardir. Seker ve hizla sekere dönüsebilen yiyecekler güçlü iltihapsal ajanlar olup
 


 
hücrelerin en büyük düsmanlaridirlar. Kanin ani olarak sekerle doldurulmasi vücutta iltihap
 


 
patlamasina neden olur ve bu durumda, kandaki seker düzeyini ayarlamak için pankreas daha hizli
 


 
insülin salgilar ve bu gerekli insülin miktarinda ani siçrayislara sebebiyet verir ki bu, yaglarin
 


 
yakilma islemini kilitler ve yaglar depo edilmeye baslanir.
 


 
Seker baskini ayrica ciltteki kolajenin çarpraz baglanmasina sebep olur ki bu kirisikliklarin,
 


 
sarkmanin ve form kaybinin kaynagidir.
 


 
Kahve insülin düzeyini daha da arttirir ve karnin yagi depolamasina sebep olan stres hormonu
 


 
kortizolü uyarir.Yagsiz, sekeri bol veya sekere kolayca dönüsebilen bir diyet yagli bir diyetten daha
 


 
tehlikelidir. Çünki yag sekerin emilimini geciktirir ve dolayisi ile insülin üretimi de yavaslar.
 


 
Bu sekilde kötü bir beslenme iyi his beyin kimyasali serotonin'i iyice düsürecek ve kilo alma,
 


 
bitkinlik, kirisiklik problemlerine ilaveten bir de kendinizi kötü hissedeceksiniz.
 


 


 
Glisemik indeks : Yiyeceklerin yendikten 2 - 3 saat sonra kan seker düzeyinin ne kadar artacagini
 


 
gösteren ve glükoz = 100 baz alinan bir indekstir. Ikinci bir glisemik indeks de glükoz yerine
 


 
beyaz ekmek=100 alinarak yapilmistir. Biz burada glükoz bazli indexi tercih etmekteyiz.
 


 


 
Yüksek kan sekerini düsürmek için pankreas insülin üretir. Kan sekeri baslangiç olarak demir, bakir
 


 
gibi minerallere ve hücre zarlarina saldiran serbest radikalleri yaratir ve bunlarin aktivasyon gücü ile
 


 
bir çok iltihabi kimyasallar ürer. Gerçekte baslangiçta zararli olmayan LDL kolestrol, radikaller
 


 
yüzünden okside oldugunda zararli hale gelir ve damar cidarlarinda plaka birikintileri olusumunu
 


 
tesvik eder. Bu birikmeler tikanmalara yol açarak koroner damar hastaliklarina yol açar. Seker
 


 
vücutta insülin düzeyini her yükselttiginde, yag depolama hormonlari da harekete geçer ve yaglar
 


 
depolanmaya baslar. Vücut, yiyeceklerdeki yagi çok kolay ve çabuk bir sekilde vücut yagina
 


 
dönüstürür. Diyetsel olarak alinan her 100 kalorilik yag sadece 3 kalori yakilarak 97 kalorilik vücut
 


 
yagina dönüstürülür. Kan sekerinin yükselmesiyle birlikte, salgilanan insülin, sekeri kandan
 


 
uzaklastirarak hücrelere iter ve vücutta yag birikimi artarak yag hücreleri siser. Yag birikiminin
 


 
artmasi, kas dokularina insülin alinmasini engeller. Bu durumda pankreas kan dolasimindaki glükoz
 


 
seviyelerinin hala çok yüksek oldugunu farkeder ve daha çok insülin salgilar. Vücudun orta
 


 
bölümünde biraz fazla yag insülin etkinligini çok kötü etkiler. Öyleki sisman bir kiside zayif bir kisiye
 


 
göre 2 ila 5 kat fazla insülin salgilanir. Kan sekeri düstükçe istah da artar. Iste bu kisir döngü
 


 
böylece sürer gider. Üstelik bir çok mineral, vitamin ve liflerden yoksun hazir veya rafine
 


 
yiyeceklerden gerekli besinleri alamayan vücut bunlari sizden talep ederek daha fazla yemenize
 


 
sebep olarak isin iyice karmasik bir hale gelmesine neden olur.
 


 
Bel çevrenizde ne kadar çok yag varsa pankreasiniz o kadar çok insülin salgiliyor demektir.
 


 
Sekerden kaynaklanan reaksiyonlara glükasyon denir ve dokularda protein glükasyonuna
 


 
neden olur. Bu, depolanan yiyeceklerde renk koyulasmasi ve sertlesme olarak ortaya çikar.
 


 


 
Rafine yiyecekler ve fazla vücut yaglari pankreasa asiri insülin salgilamasi için baski yaparlar
 


 
ve bu da zaman içinde diyabete ( seker hastaligi) sebep olur.
 


 


 
Olay ciltte oldugu zaman, seker molekülleri, kimyasal reaksiyonlari kolajen liflerinde baslatir ve onlara
 


 
baglanirlar. Saglikli kolajen lifleri birbiri üstünde kayar ve çok esnektirler. Gülümseme veya kizma
 


 
aninda olusan yüz çizgileri bu olay sona erdiginde bu esnek yapidan ötürü tekrar eski düzgün
 


 
halini alir. Ancak, sekerle kolajen lifleri arasinda sürekli olusan çarpraz baglar zamanla bu esnekligin
 


 
yitirilmesine ve sertlesmeye sebep olur ve derin çizikler ve burusmalar ortaya çikar ve artik eskisi
 


 
gibi kolayca eski seklini alamayarak suratta kalici izler belirmeye baslar. Fibroblastlar kolajene ve
 


 
dokuya esneklik ve güçlülük veren lifleri üreten hücrelerdir. Labaratuvarda bu kültür hücrelerine
 


 
bir damla seker ilave edildiginde derhal 1 - 2 dakika içinde iltihabi kimyasallarda büyük bir artis
 


 
gözlenir. Iste bu yüzden glükasyonun vücudun tüm bölgelerinde olacagi böbrek, ciger, beyin gibi
 


 
diger hayati organlari da harap edecegini unutmayalim. Seker ayrica hücre plazma zarindaki
 


 
maddelere de baglanabilir ve AGES tabir edilen ileri glikasyon ürünleri denilen bir çesit yaslilik
 


 
kimyasallari olusturur. AGES in hücrede birikmesi iyi çalismamaya yol açar ki bu, tam bir yaslanma
 


 
göstergesidir.
 


 


 
Simdi glisemik indeks hakkinda bir fikir verebilmek amaciyla bazi zararli yiyeceklerin glisemik indeks
 


 
degerlerini siralayalim. Glisemik indeks degerleri 50 nin üzerinde olan yiyeceklerden uzak
 


 
durulmali veya haftada 1 defadan fazla yenilmemelidirler. Ancak glisemik indeks tek basina bir
 


 
ölçü olmamalidir. Çünki besleyici özelliklere sahip, lif açisindan zengin bir yiyecekten sadece
 


 
glisemik indeksi yüksek diye vazgeçilmez. Muz, papaya, kayisi, havuç ve lima fasulyesi gibi.
 


 


 


 
TOFU LU DONMUS TATLI


Excel worksheet converted to HTML - MeadInKent

body {font - family: Arial, Helvetica; font - size: 10pt; margin - left: 10; margin - right: 10 }
p {margin - top: 4; margin - bottom: 4; font - size: 10pt;}
h1 {color: #FF0000;font - family: Arial; font - size: 18pt; font - weight: bold; margin - top: 8; margin - bottom: 8 }
td {padding: 1pt 3pt 2pt 3pt; border - style: solid; border - width: 1; border - color: #FFFFFF }
table {border - collapse: collapse; font - size: 10pt; border - width: 2 ; border - style: solid; border - color: #FFFFFF }
td.tdr {border - style: solid; border - color: #FFFFFF #000000}
td.tdl {border - style: solid; border - color: #FFFFFF #FFFFFF #FFFFFF #000000}
td.tdt {border - style: solid; border - color: #FFFFFF}
td.tdb {border - style: solid; border - color: #FFFFFF #FFFFFF #000000}




All figures shown in £'s


 


HÜCRE VE YASLANMA


 


 


 


 
HÜCRE PLAZMA ZARI
IÇI LIPID DOLU NÜKLEER ZAR





 
MITOKONDRIA
DNA


 


SITOSOL(HÜCRE ÇEKIRDEGI)


 
Küçük moleküler
 


 
mesajci
 


 
proteinler
 


 


 


 


 


 


 
Hücre plazma zari hormon ve nöro iletici reseptörler ile kaplidir.
 


 
Mitokondriya yiyeceklerin temel kimyasal yapilarina ayristirildigi ve bu kimyasallarin oksijen ile
 


 
birlestirilerek su ve enerji üretilen merkezlerdir. Burada problem üretilen enerjinin % 5 inin reaktif
 


 
oksijen türlerine yani serbest radikallere dönüsmesidir.
 


 


 
Oksijenden gelen bu zararlara karsi diyetlerimizden saglanan anti - oksidandenilen savunma sistemleri
 


 
ile korunuruz. Vit - E, Vit - ß Karotengibi pek çok çesit antioksidan vardir.
 


 


 
Bundan baska vücudumuz andojen anti - oksidan sistemleri yaratmistir. Bunlar enzim sistemleri ve
 


 
serbest radikalleri durduran glutasyon aminoasitleridir. Glütasyon üç aminoasitten olusmaktadir.
 


 


 
Hücre plazma zari düzgün islev görebilmek için sivi kalmak zorundadir. Yaslandikça zar sertlesir ve
 


 
akiciligini kaybeder. Bunun sonucunda besleyici maddeler hücreye nüfuz edemedikleri gibi
 


 
hücrede olusan atiklarda atilamaz ve DNA ya da RNA yi üretemez haline gelinceye kadar enzim
 


 
sistemlerimizi yavaslatir. Yine zar siviligini kaybettiginde hormon ve nöro iletici reseptörler
 


 
çalisamaz ki bu da, hücrenin yaslanma süreci baslamis demektir.
 


 


 
Antioksidanlardan beklenenler nelerdir. Hücre lipid zari iki adet fosfolipid tabakadan olusan yagli bir
 


 
çerçevedir. Dolayisiyla antioksidanlarin bu yagli kabuga nüfuz edebilmeleri için yagda çözünebilir
 


 
olmalari gerekli ilk sarttir. Ikinci aranan özellik ise korunmanin gerektigi bölgelere gidebilmeli, oraya
 


 
ulasabilmelidirler. Daha sonrada serbest radikalleri hücreye zarar vermeden yakalayabilmeli, yani
 


 
dokularin moleküllerine göre daha aktif olmali, yani onlarla daha kolay reaksiyona girmelidirler.
 


 


 
Hücre plazma zari iki katmanli olup yapisal olarak bir fosfolipittir.Kuyruk kismi içe yani yagli kisma
 


 
yönelik, fosfat kismi da yani bas kismi diyebilecegimiz tarafi da suya yönelik olup disa dönüktür.
 


 
U.V isinlarinca olusturulan serbest radikaller kararsiz yapilar olup çok kisa bir an yasadiklarindan
 


 
direk olarak çok fazla bir hasar yaratamazlar ancak fosfolipidleriyapisal bir parçalanmaya götürecek
 


 
sekilde tetiklerlerve neticede arachidic asitdenilen bir yag asidive okside olmus bir takim yaglar
 


 
olusur. Buokside yaglarin bir kismidatoksik yapida,aldehit denen bir kisim kimyasallara parçalanir
 


 
ki bunlar hücre içine akarak, hücre içine ve DNA ya zarar verir, iltihaplanmalara neden olurlar.
 


 


 
Hücre zarinda hücrenin diger bölgelerine göre 8 kat daha fazla oksijen vardir ve bu yüzden serbest
 


 
radikal üremesi açisindan çok elverisli bir ortamdir. Bu bozulma ürünleri vücuttaki bazi önemli
 


 
kimyasallari taklit ederek onlarin islevlerini görebilir. Örnegin okside yag ve platelet gibi.
 


 
Aktivasyon Faktörüdenen ve iltihaplanmayi kontrol eden bu faktörün baglanacagi reseptöre
 


 
baglanarak vücudu aldatir ve bir iltihap seli yaratarak kan hücrelerine ve kirmizi kan damarlarina
 


 
zarar verir ve hayati tehlikesi olan damar tikanma riskleri ile karsi karsiya kalabiliriz. Hücre plazma
 


 
zari, kendisine serbest radikal saldirisi oldugunda arachidic asit salgilar ve o da prostaglandin
 


 
benzeri iltihabi kimyasallara dönüsür.
 


 


 
Arachidic asit, fosfolipitlerin serbest radikallerce parçalanarak üretilmesi durumunda mitokondriayi
 


 
istila eder ve metabolizmayi bozar. Yiyeceklerimizi enerjiye dönüstürmek yerine enerjiyi ( ATP
 


 
Formu dedigimiz hücrelerde enerji saglayici bir yüksek enerji fosfati halinde) kontrolsüz bir sekilde
 


 
saliverir. Neticede daha fazla serbest radikal olusarak sistem bir kisir döngüye girer ve mitokondria
 


 
zarar görerek cildimiz yaslanir. Bu kisir döngüde arachidic asit, enzim sistemleri sayesinde
 


 
prostaglandidler, leukotrienler ve hetes dahil bir çok iltihabi kimyasala okside edilir. Bu iltihaplanma
 


 
yanlisi kimyasallar hücre içinde büyük miktarda zarara yol açarlar.
 


 


 
Hücre, hayatta kalma faktörüdiye adlandirilabilecek kendi kendini savunma sistemine sahiptir.
 


 
Antioksidanlar serbest radikaller (oksidanlar) e karsi savunmalardir. Bu oksidanlarin antioksidanlara
 


 
oranina redoks düzeyi denir. Redoks duyarli göstergeler bu düzeyi izler ve hücre savunma sistemi
 


 
buna karsilik verir. Neticede, glütasyon, üç amino asitten olusan tripeptid, harekete geçer.
 


 
Glütasyon serbest radikallere ve oksidatif baskiya karsi hücrede önemli bir savunma olup kimyasal
 


 
dengeyi düzenler. Ancak çabuk tüketilir ve düzeyi düser. Iste bu düsük glütasyon düzeyi , kronik ve
 


 
akut iltihabi durumlarin bir göstergesidir.
 


 


KIRISIKLIGIN OLUSUMU
Hücrenin içi; çekirdegi, DNA yi, transcription faktörlerini barindiran jelatinimsi bir yapi ile doludur.
 


 
Bu proteinler çekirdege gidip DNA' yi, RNA üretmek üzere uyaran ve hücre fonksiyonlari için
 


 
önemli proteinler yapan küçük moleküler mesajcilardir. Önemli iki tane transcription faktörü nükleer
 


 
faktör kappa - B (NF - kB) ve Aktivatör Protein - 1 (AP - 1) dir. Bunlar, serbest radikaller hücrenin redoks
 


 
düzeyi degisip savunma sistemini zaafa ugratana kadar aktif degildirler. Oksidatif baski ortaya
 


 
çikinca harekete geçer ve NF - kB çekirdege göç ederek DNA'ya baglanir. Neticede hücresel
 


 
dünyanin seri katilleri denen sitokinler üretilir. AP - 1 de çekirdege göç eder ve kolajen tüketen
 


 
kolejenaz enzimi üretimine sebep olur. Sonuçta cildimizin büyük çogunlugunu olusturan kolajen
 


 
tüketildiginden ciltte kirisikliklara neden olan mikro izler olusur.
 


 


ANTI - ILTIHAPSAL
YIYECEKLER
Vücudumuz düzenli bir sekilde, yüksek kaliteli proteine ve dogru yaglara ihtiyaç duyar. Yeterli yüksek
 


 
kalitede protein alinmazsa hücreler bozulmaya basladigi gibi vücudun onlari onarmasinda da
 


 
yetersiz kalinir. Gereksiz sekilde vücut zarar görmeye baslar.
 


 


 
Vücut, hücrelerin fonksiyonlarini yerine getirebilmeleri için temel yag asitlerini düzenli sekilde almalidir.
 


 
Bu da faydali yaglari yiyerek olur. Eger bunlari alamazsak vücut tüketilen yaglari yakamaz ve
 


 
metabolize edemez. O zaman bu yaglar kalça, kol, baldir ve karinda birikmeye baslar.
 


 


 
Vücutta ihtiyaç duyulmayan seyler seker - pirinç - makarna ve patates gibi yüksek glisemik indeksli
 


 
karbonhidratlardir. Seker ve hizla sekere dönüsebilen yiyecekler güçlü iltihapsal ajanlar olup
 


 
hücrelerin en büyük düsmanlaridirlar. Kanin ani olarak sekerle doldurulmasi vücutta iltihap
 


 
patlamasina neden olur ve bu durumda, kandaki seker düzeyini ayarlamak için pankreas daha hizli
 


 
insülin salgilar ve bu gerekli insülin miktarinda ani siçrayislara sebebiyet verir ki bu, yaglarin
 


 
yakilma islemini kilitler ve yaglar depo edilmeye baslanir.
 


 
Seker baskini ayrica ciltteki kolajenin çarpraz baglanmasina sebep olur ki bu kirisikliklarin,
 


 
sarkmanin ve form kaybinin kaynagidir.
 


 
Kahve insülin düzeyini daha da arttirir ve karnin yagi depolamasina sebep olan stres hormonu
 


 
kortizolü uyarir.Yagsiz, sekeri bol veya sekere kolayca dönüsebilen bir diyet yagli bir diyetten daha
 


 
tehlikelidir. Çünki yag sekerin emilimini geciktirir ve dolayisi ile insülin üretimi de yavaslar.
 


 
Bu sekilde kötü bir beslenme iyi his beyin kimyasali serotonin'i iyice düsürecek ve kilo alma,
 


 
bitkinlik, kirisiklik problemlerine ilaveten bir de kendinizi kötü hissedeceksiniz.
 


 


 
Glisemik indeks : Yiyeceklerin yendikten 2 - 3 saat sonra kan seker düzeyinin ne kadar artacagini
 


 
gösteren ve glükoz = 100 baz alinan bir indekstir. Ikinci bir glisemik indeks de glükoz yerine
 


 
beyaz ekmek=100 alinarak yapilmistir. Biz burada glükoz bazli indexi tercih etmekteyiz.
 


 


 
Yüksek kan sekerini düsürmek için pankreas insülin üretir. Kan sekeri baslangiç olarak demir, bakir
 


 
gibi minerallere ve hücre zarlarina saldiran serbest radikalleri yaratir ve bunlarin aktivasyon gücü ile
 


 
bir çok iltihabi kimyasallar ürer. Gerçekte baslangiçta zararli olmayan LDL kolestrol, radikaller
 


 
yüzünden okside oldugunda zararli hale gelir ve damar cidarlarinda plaka birikintileri olusumunu
 


 
tesvik eder. Bu birikmeler tikanmalara yol açarak koroner damar hastaliklarina yol açar. Seker
 


 
vücutta insülin düzeyini her yükselttiginde, yag depolama hormonlari da harekete geçer ve yaglar
 


 
depolanmaya baslar. Vücut, yiyeceklerdeki yagi çok kolay ve çabuk bir sekilde vücut yagina
 


 
dönüstürür. Diyetsel olarak alinan her 100 kalorilik yag sadece 3 kalori yakilarak 97 kalorilik vücut
 


 
yagina dönüstürülür. Kan sekerinin yükselmesiyle birlikte, salgilanan insülin, sekeri kandan
 


 
uzaklastirarak hücrelere iter ve vücutta yag birikimi artarak yag hücreleri siser. Yag birikiminin
 


 
artmasi, kas dokularina insülin alinmasini engeller. Bu durumda pankreas kan dolasimindaki glükoz
 


 
seviyelerinin hala çok yüksek oldugunu farkeder ve daha çok insülin salgilar. Vücudun orta
 


 
bölümünde biraz fazla yag insülin etkinligini çok kötü etkiler. Öyleki sisman bir kiside zayif bir kisiye
 


 
göre 2 ila 5 kat fazla insülin salgilanir. Kan sekeri düstükçe istah da artar. Iste bu kisir döngü
 


 
böylece sürer gider. Üstelik bir çok mineral, vitamin ve liflerden yoksun hazir veya rafine
 


 
yiyeceklerden gerekli besinleri alamayan vücut bunlari sizden talep ederek daha fazla yemenize
 


 
sebep olarak isin iyice karmasik bir hale gelmesine neden olur.
 


 
Bel çevrenizde ne kadar çok yag varsa pankreasiniz o kadar çok insülin salgiliyor demektir.
 


 
Sekerden kaynaklanan reaksiyonlara glükasyon denir ve dokularda protein glükasyonuna
 


 
neden olur. Bu, depolanan yiyeceklerde renk koyulasmasi ve sertlesme olarak ortaya çikar.
 


 


 
Rafine yiyecekler ve fazla vücut yaglari pankreasa asiri insülin salgilamasi için baski yaparlar
 


 
ve bu da zaman içinde diyabete ( seker hastaligi) sebep olur.
 


 


 
Olay ciltte oldugu zaman, seker molekülleri, kimyasal reaksiyonlari kolajen liflerinde baslatir ve onlara
 


 
baglanirlar. Saglikli kolajen lifleri birbiri üstünde kayar ve çok esnektirler. Gülümseme veya kizma
 


 
aninda olusan yüz çizgileri bu olay sona erdiginde bu esnek yapidan ötürü tekrar eski düzgün
 


 
halini alir. Ancak, sekerle kolajen lifleri arasinda sürekli olusan çarpraz baglar zamanla bu esnekligin
 


 
yitirilmesine ve sertlesmeye sebep olur ve derin çizikler ve burusmalar ortaya çikar ve artik eskisi
 


 
gibi kolayca eski seklini alamayarak suratta kalici izler belirmeye baslar. Fibroblastlar kolajene ve
 


 
dokuya esneklik ve güçlülük veren lifleri üreten hücrelerdir. Labaratuvarda bu kültür hücrelerine
 


 
bir damla seker ilave edildiginde derhal 1 - 2 dakika içinde iltihabi kimyasallarda büyük bir artis
 


 
gözlenir. Iste bu yüzden glükasyonun vücudun tüm bölgelerinde olacagi böbrek, ciger, beyin gibi
 


 
diger hayati organlari da harap edecegini unutmayalim. Seker ayrica hücre plazma zarindaki
 


 
maddelere de baglanabilir ve AGES tabir edilen ileri glikasyon ürünleri denilen bir çesit yaslilik
 


 
kimyasallari olusturur. AGES in hücrede birikmesi iyi çalismamaya yol açar ki bu, tam bir yaslanma
 


 
göstergesidir.
 


 


 
Simdi glisemik indeks hakkinda bir fikir verebilmek amaciyla bazi zararli yiyeceklerin glisemik indeks
 


 
degerlerini siralayalim. Glisemik indeks degerleri 50 nin üzerinde olan yiyeceklerden uzak
 


 
durulmali veya haftada 1 defadan fazla yenilmemelidirler. Ancak glisemik indeks tek basina bir
 


 
ölçü olmamalidir. Çünki besleyici özelliklere sahip, lif açisindan zengin bir yiyecekten sadece
 


 
glisemik indeksi yüksek diye vazgeçilmez. Muz, papaya, kayisi, havuç ve lima fasulyesi gibi.
 


 


 


 
TOFU LU DONMUS TATLI



 
GLÜKOZ



 
FRANSIZ BAGET



 
GLÜTENSIZ EKMEK



 
HAZIR PILAV



 
PIRINÇ HAZIR TAHIL



 
HAMBURGER EKMEGI



 
PIRINÇ KEKLERI



 
MISIR GEVREGI



 


 
Karisik olarak yenildiginde emilim oranlari degistiginden bu index degerleri degisebilirler.
 


 


 
Bu tablo göz önüne alinarak asagidasakincali vesaglikli yiyecekler tablosu verilmistir.
 


 


 
SAKINCALI YIYECEKLER
 


 


 
AGIR KREMA
 


 
ALKOLLÜ IÇECEKLER
 


 
BAGELLER
 


 
BAL
 


 
BALKABAGI
 


 
BEZELYE
 


 
ÇIKOLATA
 


 
DOMUZ ETI
 


 
DONDURMA
 


 
EKMEKLER
 


 
ERISTE
 


 
GOFRET
 


 
HAMUR ISLERI
 


 
HAVUÇ
 


 
KAHVE
 


 
KARPUZ
 


 
KEK
 


 
KIZARMIS YIYECEKLER
 


 
KREM PEYNIR
 


 
KREP
 


 
KRUVASAN
 


 
KURABIYELER
 


 
KURU MEYVE
 


 
KURU ÜZÜM
 


 
MAKARNA
 


 
MANGO
 


 
MARGARIN
 


 
MEYVE SUYU
 


 
MISIR
 


 
MISIR NISASTASI
 


 
ÖRDEK
 


 
PAPAYA
 


 
PATATES
 


 
PATLAMIS MISIR
 


 
PEKMEZ
 


 
PEYNIR(SERT)
 


 
PILAV
 


 
PIZZA
 


 
PORTAKAL
 


 
PUDING
 


 
REÇEL VE JÖLE
 


 
SALÇALI SOS
 


 
SIGIR ETI
 


 
SODA
 


 
SOSISLI SANDVIÇ
 


 
SEKERLER
 


 
SEKERLEME
 


 
SEKERLI ÇÖREK
 


 
SERBET
 


 
TAHILLAR(YULAF HARIÇ)
 


 
TAM YAGLI SÜT
 


 
TEREYAGI
 


 
TURTA
 


 
TURSU
 


 
TACO - MEKSIKA BÖREGI
 


 
UN
 


 
ÜZÜM
 


 


 


 
Sag taraftaki saglikli yiyecekler tablosunda
 


 
kirmizi yazili besinler yarim porsiyon olarak
 


 
yenilmelidirler.
 


 


 
Pratik ölçülendirme olarak 1 gr yagda 9 kalori,
 


 
ve 1 gr karbonhidratta da 4 kalori oldugu akildan
 


 
çikarilmamalidir. Bu ölçüler hafizanizi canlandirmiyorsa
 


 
1 yemek kasigi yagin 120 kalori oldugunu bilin yeter.
 


 


 


 


 
Yine bir fikir vermek üzere en iyi antioksidan
 


 
yiyecekler, cilt kirisikligini önleyici yiyecekler
 


 
ve ikinci dereceden tercih edilecek yiyecekler
 


 
olmak üzere bazi besinler asagida siralanmistir.
 


 


 


 
EN IYI ANTIOKSIDANLAR
 


 
AVOKADO
 


 
DOLMALIK BIBERLER
 


 
KÜÇÜK TANELI MEYVELER
 


 
KAVUN
 


 
ISPANAK
 


 
KIVIRCIK YAPRAKLI LAHANA
 


 
PORTAKAL RENKLI KABAK
 


 
SOMON BALIGI
 


 
DOMATES
 


 


 


N E L E R Y E M E L I Y I Z


 
PROTEINLER
 


 
Vücudumuz yasam için gerekli 24 yag asidinden sadece 12 tanesini üretebilmektedir, bu yüzden
 


 
digerlerini yiyecekler yolu ile aliriz. Protein eksikligi yüz hatlarinin yumusak ve hamurumsu olmasi,
 


 
yüzde keskin hatlar, düzgün bir çene çizgisi ve çikik elmacik kemikleri olmamasindan belli olur.
 


 
Protein eksilince vücut kendi kendini beslemeye zorlanir ve hem doku hem de kaslar bozulmaya
 


 
baslar.
 


 


 
Proteinler sindirilirkenamino asitlere ayrilir. Amino asitler vücudun temel yapi taslaridirlar, kaslar,
 


 
kemikler, organlar, kikirdak, cilt, antikorlar ve reaksiyonlari kolaylastiran enzimler bile proteinden
 


 
yapilir. Protein vücutta depolanamadigindan devamli taze olarak alinmak mecburiyetindedir.
 


 
Kadinlar günde 65 gr proteine, erkeklerse 75 - 60 gr a ihtiyaç duyarlar.
 


 
Boy, kilo ve fiziksel aktiviteye göre günde 280 - 400 gr protein alinarak bu ihtiyaçlar saglanabilir.
 


 
1 Porsiyon izgara tavuk gögsü 28 gr protein - 172 kalori saglarken,1 tabak pilav4 - 5 gr protein
 


 
206 kalori içerir. Fasülyede ise 1 tabak 14 gr protein ve 220 kalori içerir ki 1.sikta 6 - 7 tabak pilav
 


 
yahutta 2. sikta ise 2 tabak fasülye yemek gerekir ki gramaj olarak ayni olsa bile bol miktarda
 


 
gereksiz kalori alinmis olur. Balik, yumurtanin beyaz kismi, derisiz tavuk ve hindi gögsü iyi
 


 
protein kaynaklaridir. Balikta bol B Vitamini ve pek çok çesitte mineral bulunur, az yag içerir ve
 


 
düsük kolestrollüdür. En çok kalamarda kolestrol olup o da, yumurtadakinden ve günlük limit
 


 
300 mgr dan azdir. Baliklarin düsük oranda sodyum içermeleri de bir avantajdir.
 


 
100 gr da 60 - 100 mgr arasi.
 


 
Balik, bunun disinda pek çok islevi olan DMAE kaynagidir. En çok somon da bulunur.
 


 


 
DMAE hücre zarini stabilize ederek bir anti - oksidan gibi davranarak onu serbest radikal hasarlarindan
 


 
korur. Bellek gelistiricidir. Sinir fonksiyonlarini uyararak kaslari kasar ve cilt altinda sikilastirir,
 


 
böylece gögüs ve yüz sarkmalari önlenir. Vücudumuzdaki bir kasi hareket ettirmek istedigimizde
 


 
mesela yazi yazmak,gülümsemek gibi... O isi yapacak kasa dogru sinir boyunca bir sinyal ilerler ve
 


 
nöromüsküler kavsak denilen bir yerde, kas'a kisa bir mesafe kala durur. Sinirin sonunda asetil
 


 
kolinin de içinde oldugu nöral kimyasallar deposu olarak çalisan bir tomurcuk bulunur. Asetil kolin
 


 
sinirlerin birbiriyle ya da bir kas ile iletisim kurmasina izin veren bir nöro - ileticidir. Iste sinyalin
 


 
durdugu bu kavsak asetil kolinin sogandan saliverildigi ve kasin kasilmasina yol açarak kastaki özel
 


 
reseptörlere kilitlendigi yerdir. Yani sinirlerin kendisi gerçekte kasa dokunmazlar. Yaslanirken asetil
 


 
kolin seviyemiz düser ve bu yüzden de kaslar gevser ve sarkar. Balik disinda da DMAE takviyesi
 


 
yapmak gerekir. DMAE asetil kolinin yapi tasidir.
 


 


 
Proteinler hakkinda söylenecek pek çok söz vardir.Ama herkesin aklinda tutmasi gereken en önemli
 


 
sey hayvansal proteinlerin kanser riskini arttirmasi, kalp krizi riskini ve kolestrolü yükseltmesi
 


 
buna karsilik bitkisel proteinlerin ise hayvansal proteinlerin tamamen aksine tesir göstermesidir.
 


 
100 gr sigir etinde 93 mgr kolesterol varken tavuk gögsünün 100 gr inda da 85 mgr kolestrol vardir.
 


 
Ayrica kizartilmis tavuk etler arasinda en güçlü kansorejen olanidir.
 


 
Hedef, kalorilerin % 10 dan azini hayvansal gidalardan almak seklinde olmalidir.
 


 


 
Bugün hayvansal proteinlerin vücutta asit yükleri olusturdugu ve dolayisiyla bunlari nötralize
 


 
etmek için kemiklerden kalsiyum salgilandigi bilinmektedir.Sonuçta osteoporozu hizlandirirlar.
 


 
Bitkisel proteinlerde ise böyle bir durum söz konusu degildir. Yapilan arastirmalar kemik
 


 
erimesinin ne kadar kalsiyum alindigiyla degilde ne kadar kalsiyumun atildigiyla ilgisi oldugunu
 


 
göstermistir. Bu kaybi destekleyen maddeler hayvansal proteinler, tuz, kafein, rafine seker, sigara,
 


 
alkol, antibiyotikler, alüminyumlu mide ilaçlari, A Vitamini tamamlayicilari, steroid ve tiroid
 


 
hormonlari olarak siralanabilir. Osteoporoza karsi süt ve peynire yüklenmek dogru degildir.
 


 
Iskemik kalp hastaligi riskini arttirdiginiz gibi prostat ve yumurtalik kanser risklerini de arttirirsiniz.
 


 


 
Y A G L A R
 


 
1 - Yaglar, mitokondriada yakilabilirler ancak temel yag asitleri olmadan enerji olarak kullanilamaz.
 


 
2 - Vücut yagi olarak depolanabilirler.
 


 
3 - Iyi yaglar, hücre zarina stabilize edici etki yaparak iltihabi kimyasallara parçalanmayi önlerler.
 


 
4 - Hücrede yag metabolizmasini yöneterek hormon benzeri maddeler gibi davranabilirler.
 


 
Tanimlama :
 


 
Hidrokarbon zinciri tamamen doymus, tekli baglara sahipse bu yaglara doymus yag denir. Tereyagi
 


 
ve domuz yagi gibi.
 


 
Yag asidi zincirinde 2 hidrojen atomu eksikse yani bir çifte bag varsa bunlara tekli doymamis yag
 


 
denir., Zeytin yagi gibi.
 


 
Eger hidrokarbon zincirinde 4 yada daha fazla hidrojen atomu eksikse yani zincirde 2 veya daha
 


 
çok çifte bag varsa bunlara da çoklu doymamis yaglar denir. Misir yagi, balik yagi gibi.
 


 


 
Doymus yaglar oda sicakliginda katidirlar. Yüksek miktarda alinmalari birçok hastaligin kaynagi
 


 
olacaktir. Yani kirmizi eti haftada 1 defadan fazla yememek gerekir. Misir, safflower, kanola yaglari
 


 
gibi bitkisel bazli çoklu doymamis yaglar LDL kolestrolü düsürmesi yüzünden saglikli yaglar olarak
 


 
ilan edilmislerdir. Halbuki bu yaglarca zengin bir diyetin kardiyovasküler riski arttirdigi tesbit
 


 
edilmistir. Bu çoklu doymamis yaglara trans yaglar denir ve yiyeceklerin içinde stabil kalabilmeleri
 


 
için hidrojenize edilerek kati hale dönüstürülen tiplerinede kati trans yaglar denir. En zararli yaglar
 


 
bu sentetik olanlardir. Yine trans yaglar hücre zarini kati ve esnemez yaparak ensülin duyarliligini
 


 
azaltirlar. Hazir yiyeceklerden ve margarinlerden uzak durulursa bu zararlilardan da uzak durulmus
 


 
olur. Yani bu yaglar afaroz edilmelidir.
 


 


 
Ancak baliktan elde edilen çoklu doymamis yaglar tamamen farkli neticeler dogururlar. Çoklu doymamis
 


 
yaglar, hücre plazma zarinin bir parçasi haline geldikleri için bilesiklerin hücrelerin içine ve disina
 


 
geçmesini kontrol eder. Ayrica bu yaglar hücresel düzeyde güçlü hormonlar olarak da hizmet eder.
 


 
Yabani soguk su baliklari (somon - uskumru - alabalik) en yüksek düzeyde omega - 3 yag asidi oranina
 


 
sahiptirler. Yine keten yagida hayvansal kaynakli olmayan omega - 3 yag asidi kaynagidir, yalniz
 


 
vücutta çalisabilmesi için Delta - 6 adli enzim tarafindan aktif forma dönüstürülmesi gerekir.
 


 


 
DIKKAT:SOMON egerçiftlik somonu ise eti boyuncabeyaz yag çizgileri onun çiftlik tipi oldugunu
 


 
belirler ve oldukça yagli olup pek tercih edilmezler.Yine etipembe renkliolacaginagriye kaçar.
 


 
Sockeye somonuen degerli yabani somondur. Eti koyu kirmizi renklidir. En çok omega - 3 burda
 


 
bulunur. Yine biyolojik antioksidan olan astaxanthine içerir. Bu diger karoten sekildekilerden
 


 
10 kat, E - Vitamininden ise 100 kat kuvvetli antioksidandir.
 


 


 
Baliklar ne kadar çok yagli ise o kadar omega - 3 yag asidi bulunduruyor demektir. Anti - aging, beyin
 


 
ve güzellik yararlari o kadar fazladir. % 5 den fazla yaglilar çok yagli; % 2,5 - 5 arasi orta yagli;
 


 
% 2,5 dan az ise az yagli diye siniflanirlar.
 


 


 
ÇOK YAGLI BALIKLAR
 


 
Alabalik
 


 
Albacore ton
 


 
Hamsi
 


 
Mavi yüzgeçli ton
 


 
Ringa
 


 
Samur baligi
 


 
Sardinya
 


 
Somon
 


 


 
En faydali yag zeytin yagidir sözü en az zararli yag zeytin yagidir seklinde degistirilirse yaglarin ne
 


 
kadar zararli oldugunun hiç akildan çikmayacagi kanisindayiz. Bir ölçü olarak verilmek istenirse
 


 
zayifca bir kisi günde ancak 1 yemek kasigi zeytin yagi alabilir.
 


 


 
Diger bir önemli hususta, yiyeceklerin 100 gramindaki yag orani degil de sagladigi 100 kalorideki
 


 
yag oraninin ne olduguna bakilmasidir.Örnek olarak % 2 az yagli sütü ele alalim. Evet 2 gram yag
 


 
vardir ama kalorisinin % 35 i de bu yagdan kaynaklanmaktadir. Üstelik midemiz kiloya göre degil
 


 
hacme göre çalisir, yani kapasitesi yaklasik 1 litredir. Hacim tutan yesilliklerle beslenirseniz dogal
 


 
olarak daha az kalori alirsiniz. Toplam kalori yag, protein ve karbon hidratlardan gelir.
 


 
25 gr. dana filetosu, 360 gr. brokoli, 335 gr. lahana ve 715 gr.kivircik salata hep 100 kaloridir.
 


 
Simdi, etteki kalorinin çogunun yagdan gelmesi bize tehlikenin nerden geldigini çok güzel isaret
 


 
etmektedir. Ayrica da yesilliklerin mineral, lif, vitamin, fitokimyasallar açisindan zengin ve kolestrol
 


 
ihtiva etmedigi de unutulmamalidir.
 


 


 
Diyetsel olarak alinan her 100 kalorilik yag sadece 3 kalori yakilarak 97 kalorilik vücut
 


 
yagina dönüstürülür. Halbuki glükozu yaga dönüstürmek için karbonhidratlardan alinan kalorilerin
 


 
% 23 ü harcanir.
 


 


 
TEMEL YAG ASITLERI
 


 
Vücutta yapilmayip yiyeceklerle alinan yag asitlerine Temel Yag Asitleri denir.
 


 
Ingilizceden kisaltma: EFA
 


 
Temel yag asitlerinin kalp koruyucu - tansiyonu düsürücü - kan tikanmalarini azaltma gibi yararli
 


 
birçok etkisi vardir. Ayrica az bir miktarlarinin bile kolon, gögüs ve prostat kanser risklerini
 


 
düsürdügü bilinmektedir.
 


 


 
Ayrica, özellikle kadinlarda, gittikçe fazla rastlanmaya basliyan, bir otoümmin rahatsizlik çesidi olan
 


 
romatizmal arteritteki agri ve iltihaplanmalarin omega - 3 ile azaldigi tesbit edilmistir. Bundan baska
 


 
kronik bir, kasintili, kirmizi deri döküntüsü rahatsizligi olan psoriasis hastalarinda omega - 3
 


 
miktarinin düsük düzeyde bulundugu belirlenmis ve yüksek omega - 3 lü balik yagi ile tedavilerde
 


 
pullu derilerde gelismeler gözlenmistir.
 


 


 
Omega - 3 yag asitleri iltihabi kimyasallarin üretimini bariz bir sekilde azaltir. Vücuttaki iltihaplanmanin en
 


 
büyük nedeni olan arachidic asit üretimini gerçekten bloke ederler. Yine omega - 3 ler serbest
 


 
radikaller sonucunda ortaya çikan ve alerji ve cilt bozukluguna sebep olan leuotrienleri de hedefler.
 


 
? - Linolenik asit vücutta önce eicosapentaenoic asit (EPA) ya ,sonra da docosahexaenoic aside
 


 
(DHA) metabolize olur.Bu iki omega - 3 yagida somonda bol miktarda bulunur. Her ikiside kalbe iyi
 


 
gelirler, ancak DHA tri gliseridi düsürmede ve iyi kolestrol HDL yi arttirmada EPA dan daha güçlüdür.
 


 
DHA, tansiyonu düsürmede de etkindir.
 


 
Günde 1 - 2 gr omega - 3 yagi almakta fayda vardir. Bununla ilgili ölçüler asagida verilmistir.
 


 


 
Keten tohumu
 


 
Keten yagi
 


 
Ceviz ( 6 adet )
 


 
Soya fasülyesi ( yesil )
 


 
Tofu
 


 


 


 
Omega - 6 yani linoleik asitten elde edilen gamma linoleik asit( GLA )de HDL yi arttirir ve tri gliserid
 


 
seviyesini düsürür. Yaslandikça, etkinlestirici enzim delta - 6 desaturase seviyeleri azaldiginda,
 


 
omega yag asitleri önemlidir. Omega - 6 ve omega - 3 yag asitleri birlikte 2/1 oraninda alinmasi
 


 
halinde stres sirasinda vücutta artan kortisol ve norepinephrine gibi stres kimyasallarinin
 


 
seviyelerinin azalmasinda yardimci olur. DHA, kronik olarak stresli insanlarda, özellikle
 


 
norepinephrine düzeylerini düsürür. Ayrica kortisol düzeyleri yaslandikça artar ve hücrelerimizi
 


 
insülin etkilerine karsi dirençli hale getirirler, bu da artmis vücut yagi demektir. Insülin yükselmeyi
 


 
sürdürdügünde kan sekeri düsmez. Bu durum insülin direnci olarak bilinir.
 


 
Genellikle yüksek kan yagi ve kalp hastaligi olanlarda ve Tip - 2 diyabetlilerde görülür. GLA ve DHA
 


 
nin hücrenin insüline olan duyarliligini arttirdigini ve böylece kalp hastaligi - diyabet ve fazla vücut
 


 
yagi gelistirme imkanimizi azaltirlar.
 


 


 
Beyin fonksiyonu, temel yag asidi tüketimi ile yakindan ilgilidir. Hücre zarini olusturan fosfolipit
 


 
katmanlar temel yag asitlerinden olusur. Bu, beyin sinir hücrelerinin tam çalismasi ile ilgilidir. Insan
 


 
sütünde yüksek oranda DHA vardir ve emzirme döneminde bebekler optimal beyin büyümesi ve
 


 
gelisimine sahip varliklardir.
 


 
DHA yetesizliginde : dikkat eksikligi, hiperaktivite bozuklugu, artmis
 


 
saldirganlik, ilerki yaslarda alzheimer hastaligi gibi problemler olabilir. Hücresel düzeyde yag asidi
 


 
metabolizmasini hücrenin çekirdegindeki transkripsiyon faktörleri etkiler. Yag asitleri tarafindan
 


 
etkilenen transkription faktörü peroxisome proliferator (PPAR) (Etkinlesmis Reseptör) hücresel
 


 
düzeyde yag asit metabolizmasinin bütün yönlerini etkileyen genlerin belirli kisimlarini aktive
 


 
ederler. GLA ve DHA genin özelligini degistirecek faktörleri aktive ederler.
 


 


 
Temel Yag Asitleri eksikligi;yaralarin tam iyilesememesi, enfeksiyonlara kolay hedef olma, cilt
 


 
görünümünün kötülesmesi, erkeklerde kisirlik, kadinlarda düsüklük, arterit benzeri problemler, bazi
 


 
kalp ve dolasim sorunlarina sebep olabilir.
 


 


 
Balik ürünlerindeki A ve D Vitamin fazlaligi birikiminden dolayi bazi yan etkiler olusabilir. Bunlar bas
 


 
agrisi, ciltte renk bozukluklari, yorgunluk, mide bulantisi ve bazi midesel problemlerdir.
 


 


 
Linoleik Asit (Omega 6 ailesi) :2 çifte bagli, omega - 6, altinci karbon da çifte bag basliyor.
 


 
Safflower yagi, evening primrose yagi, üzüm çekirdegiyagi, çiçek yagi, ceviz yagi, soya yagi, misir
 


 
yagi, susam yagi, ayçekirdegi, ceviz, susam, balkabagi, kenevir, pamuk yagi, çam fistigi, fistik,
 


 
kestane yagi, piliç
 


 


 
Linoleik Asit Eksikligi (Omega - 6)
 


 
Egzamamsi döküntüler, saç kaybi, karaciger bozuklugu, davranis bozuklugu, mide bozuklugu,
 


 
susuzlukla beraber tatli istegi, bezelerin kurulugu, enfeksiyonlardan kolay etkilenme, yaralarin tam
 


 
iyilesememesi, erkeklerde kisirlik, kadinlarda düsük yapma, arterit benzeri problemler, kalp ve
 


 
dolasim problemleri, büyümede gecikme
 


 


 
Alfa - Linolenik Asit (Omega 3 ailesi) :3 çifte bagli,omega - 3, 3.karbon da çifte bag basliyor.
 


 
keten yagi, keten tohumu, ve ceviz yagi, kolza yagi, kenevir tohumu, balkabak çekirdegi, soya
 


 
fasulyesi, koyu yesil yapraklilar (kara lahana, ispanak, semizotu, hardal yapraklari, collards, v.b.),
 


 
cold water fish, avokado, bugday embriyo yagi, somon, uskumru, sardelye, ançüez, ton baligi
 


 


 
Linolenik Asit Eksikligi(Omega - 3)
 


 
Büyümede gecikme, zayiflik, görme ve ögrenme kabiliyetinde bozulma, davranis degisikligi, kol ve
 


 
bacaklarda karincalanma.
 


 


 
ZEYTIN YAGI
 


 
Tekli doymamis yaglardandir. Zeytin yagi az miktarda E vitaminine ek olarak oleik asit ve
 


 
hidroxytyrosol da içerir.
 


 
Zeytin yagi HDL kolestrolü yükseltirken LDL kolestrolüde azaltir. Zeytin yagi karanlik ve serin bir yerde
 


 
saklanmalidir. Çoklu doymamislikli yaglar kolaylikla okside olarak toksik lipid peroksitleri olustururlar,
 


 
eksimsi kokarlar ve yenildiklerinde vücutta hatiri sayilir miktarda iltihaplanma yaratirlar.
 


 


 
Zeytin yagi EFA olmayan tekli yag asidi olan oleik asidi %75 oraninda içerir, bu asid omega - 3 ün hücre
 


 
zarlarina emilmesine yardim eder. Oleik asitte omega - 9 ailesindendir. Temel yag asitlerinin emilmesini
 


 
kolaylastirma yaninda hücre plazma zarinin akici, yumusak ve istikrarli kalmasina yardimci olur.
 


 


 
Oleik asit LDL nin oksidasyonunu azaltarak onun zararli sekle okside olmasini önler.
 


 
LDL ler vücudumuzda serbest radikaller veya seker tarafindan okside olduklarinda LDL molekülleri
 


 
iltihapsal bir selale yaratarak hücreye ve damarlara zarar vererek damar cidarlarinda tahris ve yag
 


 
çizgileri olusturur. Daha fazla LDL okside olunca damarlari tikayan plaklar olusmaya baslar. Bu plaklar
 


 
tedavi edilmeden birakilirlarsa damari tümüyle tikar ve kalp krizi veya felce yol açar.
 


 


 
Zeytin yaginca zengin diyetlerin birçok faydasi vardir. Anlatilanlar disinda cildin nemli kalma yetenegini
 


 
arttirir, besinlerin bagirsak emilimini arttirir, safra kesesinin çalismasina yardim eder, ülserdeki mide
 


 
asidi salgisini düsürür, safra tasi olasigini azaltir, pankreas salgisini uyarir, çocuklarda kemik
 


 
gelismesine yardim eder, osteoprozü engeller, diyabetlilerde glikozu düsürür, prostat kanser riskini
 


 
düsürür, gögüs kanser riskini düsürür, ödem olusmasini engeller, tümör gelismesini önler, diyabetlilere
 


 
yarar saglar.
 


 
Zeytin yaginda sabunlasmayanlar kisminda beta - karoten ve zeytin yagi polifenolleri denilen çok güçlü
 


 
koruyucu antioksidanlar içerir. Sadece zeytin yagina has olan bir tanesi hidroksitirosol nadir bulunan
 


 
bir antioksidan olup zeytin yaginin güzel tadini da bu antioksidan verir. Hidroksitirosol hücre plazma
 


 
zarini stabilize ederek ciltteki yaslanma sürecini yavaslatir. Yine keratin proteininin de oksidasyonunu
 


 
engeller ve bu yüzden saçlari yumusak parlak ve isiltili yapar, tirnaklarin soyulmasini ve kirilmasini önler.
 


 


 
LIFLER
 


 
Lifler glükoz emilimini yavaslatir ve sindirim hizini kontrol ederler. Su da çözünen ve çözünmeyen
 


 
tipleri vardir. Meyve, sebze ve baklagiller lif açisindan zengin bitkilerdir. Sizi tok tutarak, anormal
 


 
yeme krizlerini giderir. Bundan baska kolestrolü düsürme, hormonal dengesizlikleri azaltma,
 


 
immün sistemi güçlendirme, varisli damar riskini azaltma, hemoroid ve kabizlik riskini azaltma ve
 


 
diyabeti önleme gibi sayisiz yarrlari olan çok faydali bilesiklerdir.
 


 
Lifler muhakkak gerçek yiyeceklerden alinmali ve miktarida günde 50 - 100 gr arasi olmalidir.
 


 
Lif kelimesi su gibi tek bir mana ihtiva eden bir kelime degildir. Pek çok çesitleri vardir ve bunlar
 


 
vücutta sindirim sistemimiz tarafindan çesitli bakterilerce, bagisikligi gelistiren ve anti - kanser
 


 
özelliklere sahip önemli yag asitlerine ve diger maddelere dönüstürülür. Ayrica kan glükozunun
 


 
kontrolünde de görev görürler. Mühim olan sadece lifçe zengin karniyarik otunu degil pek çok
 


 
degisik lif çesidini bir arada almak ve tam bir fayda saglayabilmektir. Bunun da yolu çok çesitli
 


 
bitkisel ürün yemekten geçer.
 


 


 
FITOKIMYASALLAR
 


 
Bitkisel kimyasallar anlamina gelip simdiye kadar kesfedilenlerin sayisi 10.000 i geçmistir.
 


 
Bir örnek verilmek gerekirse sadece karotenoidlerin sayisi 500 ün üstünde olup biz sadece
 


 
beta - karoteni bilmekte ve kullanmaktayiz. Halbuki yiyeceklerle aldigimiz yüzlerce çesit
 


 
karotenoid mevcut olup hepsinin faydalari farkli farklidir. Yapilan arastirmalar fazla beta
 


 
karotenin veya A vitamininin akciger kanser riskini arttirdigini ve prostat riskini de yükselttigini
 


 
göstermistir. Bu yüzden multi vitaminler içinde A vitamini yerine dogal karotenoid karisimlarini
 


 
içeren çesitleri tercih etmekte yarar vardir.
 


 
Bugün bitkilerde kanser önleyici onlarca fitokimyasal tesbit edilmis olup her geçen gün de yenileri
 


 
kesfedilmektedir. Bunlardan bazilari allium bilesikler, allil sülfitler, antosiyaninler, dithiolthione
 


 
lar, ellegic asit, fenolik asitler, ferulic asit, fitosteroller, flavonoidler, glükosinolatlar, indoller,
 


 
izoflavonlar, izotiyosiyanatlar,kafeinler, katesinler, kumarinler, lignanlar, liminoidler, pektinler,
 


 
perilil alkol, pliasetilenler, polifenoller, proteaz inhibitörleri, saponinler, steroller, sulforofan ve
 


 
terpen bilesikleri olarak sayilabilir.
 


 
Fitokimyasallar kansere sebep olan maddeleri detoksifiye ederek aktivasyonlarini yok eder ve DNA
 


 
hasarina neden olan sürecin baslamasini engellerler.Fitokimyasallar bozuk DNA dizilerini
 


 
onaran, hücresel mekanizmalara enerji temin ederek, hücrelerin normallestirilmesini saglarlar.
 


 
Yine hasarli DNA larin kopyalanarak hizla çogalmalarini engellerler. Böylece hücrelerin çok
 


 
fazla zarar görerek, mutasyona ugrayarak, kanser öncesi degisime ugramis hücreler haline
 


 
gelmelerini engellerler.Fitokimyasallar kanser tümörlerinin yayilmalarina karsi koyarlar.
 


 


 
SUSUZLUK
 


 
Soda ya da portakal suyu degil su içiniz .Günde 8 - 10 bardak. Su olmazsa yag metabolize edilemez,
 


 
vücut artiklari hücreden atilamazlar, iltihapsal bilesimler çogalir. Ilimli bir susuzluk metabolizmamizda
 


 
%3 düsüse sebep olur bu da vücutta her 6 ayda bir 450 gr yag artisina sebep olur.
 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 





yaşlanma teorileri

|

yaşlandıkça ortaya çıkacak bozukluklar

|

yaşlanma neticesi toksik maddelerde artış

|

yaşlandıkça azalan tükenen maddeler

|

yaşlanmayı hızlandıran etkenler

|

yaşlanmayı geciktiren maddeler

|

yaşlanmayı geciktiren bitki ve gıdalar

|

yaşlanmayı geciktiren diğer faktörler

|

ömür uzatan maddeler

|

ömür uzatan bitkiler

|

ömür uzatıcı öneriler

|

ömür uzatıcı diğer öneriler

|

ömrü kısaltan maddeler

|

hücre ve yaşlanma

|

antioksidanların faydaları

|

antioksidan maddeler

|

antioksidan bitki ve besinler

|

sağlıklı zayıflama

|

anti iltihapsal yiyeceklerin listesi

|

egzersiz yapmak

|